16 Temmuz 2012 Pazartesi

Hobi ve takıntı üzerine...

Kendimi bildim bileli takıntılıydım.
Hayatımın her dönemimde bir hobimin olmasının temel nedeni de aslında takıntılı olmamdı.

İlkokuldayken fanusta japon balığı besledim; öldüler.

Ortaokuldayken kaktüslerim vardı; pek çoktular. Evimiz güneş almazdı. Buna rağmen, ben kaktüslerimi sürekli sulamak isterdim. Sulardım da... Bu nedenle çoğu çürüdü. Ama hepsi değil! Kalanlarla yolumuza devam ettik. Yeni evimize taşındığımızda onları güneş alan br pencere önüne dizdikten yaklaşık bir ay sonra tuhaf bir şey oldu: Kaktüsler çiçek açtı! Meğer kaktüsler çiçek açarmış. O dikenli gövdeden sarılı pembeli çiçekler fışkırdı. Benim için büyük bir aydınlanmaydı.



Lisede yine balık sevdam depreşmişti. Akvaryum aldım. İçine de çeşitli balıklar koydum. Birkaç kök de su bitkisi... Akvaryum, odamın güneş alan bir yerinde olduğu için bitkiler tüm akvaryumu kapladı. Artık balıkları göremez olmuştum. Derken bunlardan kurtulmaya karar verdim. Hepsini söküp çöpe atacaktım; ama yapamadım! Toplayıp bir akvaryumcuya götürdüm. Akvaryumcu bitkileri aldı ve bana para verdi. Adam bana para verdi! Hem de ben istemeden. Meğer değerliymiş bu bitkiler. Hemen birkaç yeni kök daha diktim. Tekrar büyütüp sattım. Belki de ilk kazandığım para buydu.

Üniversitede akvaryumculuk işini büyüttüm. Artık sadece bitki değil balık da satıyordum. Çünkü tropikal balıklar beslemeye başlamıştım. O zamanlar Türkiye'de pek yaygın olmayan ama epey talep edilen türlerdi. Orijini Afrika'nın Tanganyika Gölü olan bu balıkların cinsi Leleupi idi.


Başka şehirlerden bile alıcılar geliyordu. Benim için ilginç bir deneyimdi. Ama takıntılı bünyem sayesinde bir akvaryumla başlayan maceram dört akvaryumla devam eder olmuştu. Tüm bu sistemli çalışmaya rağmen bir zaman sonra balık satışım durma noktasına geldi. Nedeni yine bendim. Piyasaya o kadar çok Leleupi satmıştım ki benden alanlar artık kendileri üretici olmuşlardı. Dolayısıyla fiyatlar taban yapmıştı. Bir de üstüne serbest piyasanın rekabet koşulları eklenince batmaya mahkum olmuştum. Askere gidişimi kendime karşı bahane ederek bu işi de noktaladım. Balıkları, bitkileri ve tüm malzemeleri elden çıkardım.

Dönüp ardıma baktığımda hobilere kurban edilmiş yıllarımı görüyorum. Geldiğim noktada, insanı eve bağlayan hobilerden uzak durmak gerektiği fikrine inanır oldum. Kendime göre haklı gerekçelerim var! Ama dedim ya: Kendime göre... Şimdi bana tüm o kaybolan yıllarımı verseler, sanırım Leleupi işine daha erken başlardım. Zira ben akıllanmam!

Takıntılı olduğumu söyleyip durdum. Ama son takıntımdan bahsetmedim. Yıllar sonra yeni bir takıntı buldum kendime: Mekanik Saatler. Yaklaşık olarak bir yıldır bu konuya ilgi duyar oldum. Ama artan ilgi ile araştırmalar da artınca bu konunun genel bir biçimde ele alınamayacak kadar derin olduğunu farkettim. Bence hobi spesifik olmalıdır. Balık beslenecekse tek cins beslenmelidir. Bitki yetiştirilecekse yine tek cins! Balıkta Leleupi'yi, bitkide kaktüsü seçtiğim gibi bu konuda ilerlemek için de bir marka, model ya da bir dönem seçmeliydim kendime. Seçtim de...

Hiç yorum yok:

Yorum Gönderme